19 Aralık 2020 Cumartesi

Multidisipliner Yaklaşımlar - 4

        Bu ay bize multidisipliner yaklaşım sunan alan hukuk olacak. Yazı dizisi bunu Osmanlı Devleti özelinde ele aldığı için de fıkıh, İslam hukuku üzerinden bir bakış açısı sunuyor. Ölümcül Alışkanlıklar: Erken Modern Osmanlı Toplumunda Livata, Hukuk ve Cemaat ilişkileri yazısı severek takip ettiğim 5harfliler sitesinden. 

        Yazı litava yani anal ilişkinin dönemin toplumunda ve hukukunda nasıl bir yorumlama sürecinden geçtiğini ele alıyor. Cinsel yönelim kimliğinin var olmadığı bir dönemde, livata daha somut bir eylem üzerinden anlam buluyor. Yazar amacını, Osmanlı döneminde yaşanmış ve bitmiş bazı toplumsal pratikleri anlamak değil; daha çok bir alışkanlık olarak livata eyleminin bugünkü Türkiye toplumundaki eşcinsellik algılarına dair verebileceği ipuçlarını yakalamak olarak ifade ediyor. 

       Yazı livatanın İslam hukukuna giriş sürecinden bahsediyor. Ancak dönemin fıkıh alimleri açısından şuan eşcinsel kavramından anladığımız boyutta bir tabir veya tartışma yok. Ebu Hanife, Kur'an'da dine karşı işlenen bir suç olarak belirtilmediği için livatayı hadd cesası gerektiren bir eylem olarak tanımlamıyor. Hatta doğumla sonuçlanmayacağı için olası bir çocuğun soyuna dair bir karmaşaya da mahal veriyor. Ta'zir cezası denilen bireyi toplumsal normlara uymaya sevk eden uygulamayı öneriyor. Ebu Malik hadislerle ilgili yazımda  geçen, sahih olmadığı ıspatlanmış bir hadisten referansla hadd kategorisine alıyor. 

        Yazar fıkıh ilminin ilahiyattan ayrılan noktalarına değinerek devam eder. Bu kısım kendi içindeki prensip ve sınırlılıkları anlayabilmek açısından önemlidir. Nitekim Lut kavminin davranışlarından sadece biri olan bir ‘cinsel eylem’ biçimi olarak livata’ya Kuran’da herhangi bir ceza öngörülmemiş.  O yüzden de bir ceza kategorisi arayışı söz konusu. 

       Devam yazısında, fıkıhın dünyevi olanla kendini sınırlama sürecinde bahsediyor. Böyle bir durumda haklar meselesi de devreye giriyor. Kul Hakkı sınıflandırması insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların bütününe işaret ederken, Allah Hakkı kamusal düzenin oluşturulabilmesi için siyasal otoriteye hukuksal yaptırım yetkisi tanıyor. Kamusal düzeni sağlamaya yönelik ta'zir cezası türünde, hangi suçlara uygulanacağına yönelik ilahi bir referans yok. Bu da otoritenin inisiyatifine kalıyor. 

        İslam hukukçuları livatayı suç olarak görüyor ancak cezası konusunda uzlaşamıyorlar çünkü ortada ilahi bir hüküm yok. (Ki suç olarak görülmesinin kendisinde ataerkil perspektifin olması aşikar.) Konu ideal toplum fikrine ulaşmaya yönelik ele alınıyor. Böyle olunca da livatanın faili aslında cinsel bir kimlikten ziyade; düzen bozan, isyankar olarak tanım buluyor. 

        Yazı devamında fakihlerin cinsel arzuya yönelik anlayışlarıyla devam ediyor. Burada daha organ temelli bir yaklaşım dikkati çekiyor. Bu doğal olan / olmayan üzerinden değil, arzunun yasalarla dizginlenmesi üzerinden yapılıyor. Livata örneği özelinde yapılan düzenlemelerin daha dünyasal bir çerçeveden yapıldığı görülüyor. Bu yazıları hukukun özellikle yönetenlerin anlam dünyasıyla bir aradalığını göstermesi açısından anlamlı ve kıymetli buluyorum. Aslında yazarın bir yazısı daha var fakat çok bilgi yok bilgidir. Bugünlük bu kadar olsun. 

        

27 Kasım 2020 Cuma

Multidisipliner Yaklaşımlar - 3

        Bugünkü yazımın misafiri çok uzaklardan ve farklı bir disiplinden. Toshihiko Izutsu Japon bir dilbilim (linguistik)ci. Kendisiyle karşılaşmam Uzak doğu inançlarıyla ilgili okumalar yaptığım dönemde  Taoculuktaki Anahtar Kavramlar: İbn Arabi ile Lao-Tzu ve Cuang-Tzu'nun Mukayesesi kitabıyla oldu. Aslında ilk cildi tasavvuf üzerine olan bir serinin Taoizm üzerine ikinci cildi. Ders kitabı yoğunluğunda bir ağırlığa sahip ama anlaşılır bir dili var. Yazar, 1958'de Kur'an'ı Japoncaya çevirmiş, İslam felsefesi, tasavvuf, Kur'an'ın semantiği (anlambilim) üzerine çokça üretimde buluşmuş bir ilim insanı. 

        Önereceğim metin Toshihiko Izutsu'nun Kur'an-ı Kerim'i anlama ve yorumlama yöntemi üzerine bir makale. Makale özetinde geçen: "Izutsu'ya göre, Kur'an'ı doğru anlamak ve yorumlamak için öncelikle önyargısız ve objektif bir biçimde okunmalıdır. Kur'an insanların kendi doğrularını onaylayan bir noter olarak algılanmamalı, tam aksine, Kur'an'ın 'kendi doğruları kabul edilmelidir." cümlesi içeriğindeki kafa açıcılığa adeta bir davet niteliğinde. 

        Izutsu semantik bilimini Kur'an'a uygulayarak kelimelerin geçmişten gelen, Kur'an'ın içinde şekillenen anlamlarını incelemiş, sadece gramere dayalı yapılan çevirilerin de doğru sonuç vermeyeceğini belirtmiş. Bu yöntemdeki amacı da: Kur'an'ın kendi kavramlarını izah etmesini ve kendi adına konuşmasını sağlamak diyor. Makale Arap yarımadasında kelimelerin kullanışını tarihsel olarak incelemekle başlıyor. Ve bunlardaki farklı dünya tezahürlerine değiniyor. Kur'an'da vurgulanan Arapça bir Kur'an olma hususunu da: Dikkatleri Arapçaya çekrnek ve "Arapçayı bir lisan haline getiren temel veya köke dayanıldığında daha iyi anlaşılacağını ima etmek için olarak yorumluyor. Çünkü onun Arapça olduğunu vurgulamak, boşa olmadığını ispat etmektir. Güzel bir semantik slogan olabilecek: kelimelerin anlamları yoktur; kullanımları vardır alıntısı da paylaşılan içeriği tamamlıyor.

        Yazı semantik analiz yöntemini ve bunun Kur'an-ı Kerim gibi ilahi bir kitapta uygulanmasında gözetilecek titizlikleri açıklayan teknik bir içerikle devam ediyor. Bu kısımlarda detaylarda çok boğulmadan temel mantığı kavramanızın kâfi olacağı kanaatindeyim. Benim dikkatimi çeken kavramlardan bahsedecek olursam: Semantik alan, çeşitli kelimelerin ilişkileriyle oluşan bölgeleri ifade ediyor ve Kur'an'da da aynı kelime farklı semantik alanlarda olabiliyor. Kelimeleri kullandığımız esas manasın dışında izafi mana da kelimenin kökünden gelmeyen fakat ilişkilendiği metinle oluşan manayı ifade ediyor ve bunun örnekleri de mevcut. Ve en önemlilerinden bir kelimenin kökeni dair incelemeyi sağlayan etimoloji. 

        Son bölüm, Semantik yöntemin Kur'an'da uygulanmasındaki temel ilkeleri Kur'an'dan örneklerle açıklaması ve çeviride dikkat edilmesi gereken noktalarla bitiyor. Bu makale ilk okuduğumda benim için oldukça kafa açıcı ve önyargı yıkıcı olmuştu. Özellikle sağlıklı çeviriye erişim ve akla gelen ilk anlamla bir hükümde bulunmamak noktalarında. İlişkilendiğimiz kitabın ilahi bir metin olduğuna inanıyorsak, anlamını kolayca ele vermeden akıl ve mantıkla, zihnin sınırlarını genişlemeye zorlayarak hakikat yolculuğumuza ışık tutması çok daha anlamlı geliyor. Nitekim Dünya hayatının ve aklın sınırları içerisinde ancak yolda olmaya devam edebileceğiz. Semantik hassasiyet konusunda Türkçe olarak erişebildiğim Kur'an-ı Kerim'e İsmail Dinçer'in ücretsiz olarak da erişime açtığı kelime açılımlı Tevhid-i Kuran Meali adlı çalışmasıdır. Kendisinin Lût kavmiyle ilgili yazısı da mana dünyasının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Umarım sizler için de feyz alacağınız bir makale olur. Yorumlarınızı ve sizde nasıl bir anlam dünyası yarattığını paylaşmanızı bekliyorum. Başka yazılarda görüşmek üzere. 

6 Kasım 2020 Cuma

Multidisipliner Yaklaşımlar - 2

    İkinci yazı Ezgi Sarıtaş'la tezi üzerine yapılan "Mahrem ve asayişsiz: Homoerotizm nasıl utanç verici oldu?" başlıklı röportaj. Bu linkten ulaşabilirsin.

    Röportaj, 19. yy.'la birlikte Osmanlı'ya batıdan sirayet eden erotizmin ve aşkın heteroseksüel ilişki için kurgulanmaya başlaması ve bunun norma dönüşmesi süreciyle başlıyor. Kendi okumalarımda da bundan önceki süreçlerde karşı cinsel ilişkinin konumlanmasının , ikili bir ilişkiden ziyade toplumsal bir zorunluluk ve vazife gibi gerçekleştiğinin bilgisini edinmiştim.

    Önceki paylaştığım yazıda da geçen homososyallik kavramını burada da görüyoruz. Yazar “Doğal ve normal olan zaten karma sosyalliktir, karma sosyalliğin olmadığı ortamda zorunluluktan erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla birlikte olmaya başlar” görüşünü heteronormatif olarak değerlendiriyor ki haklı. Cinsel yönelimin sadece sosyal koşullara indirgenmesi görüşü, günümüzde heterososyalliğin norm olduğu seküler batı toplumunda eşcinsel insanların olmamasını gerektirirdi ki böyle değil. 

    Batı medeniyetinin yargılayıcı ve etiketleyici dünya tezahürünün etkisinden Osmanlı'da uzun vadede nasibini alıyor. Roman türünde eserlerin artması ve romanın şiire göre gündelik hayatı yansıtan yanının daha güçlü olması ve matbaanın icadıyla kültürel karşılaşmaları toplumsal nezde arttırmış gibi gözüküyor.

    Yazarın utanca dair bakış açısında , utancı yaşatılan bir mağduriyetin ötesinde , ruhsal , toplumsal gelişimin bir parçası olarak algılayabilme alanını da görüyorum. Yönelimlerin ötesinde cinselliğe dair tabuların yıkılmasında lgbt+ kimlikler her zaman ön ayak oldu. Bu 2. Dünya Savaşı öncesi Almanya'sında da böyleydi. Utanç ve onur gibi kavramların okumasını politik bi yerin ötesinde, ruhsallığın bir parçası olarak yorumlamak bence de daha geniş bir bakış açısı sağlayacak. 

    Yazının devamından tepesinde sarayın bulunduğu erotopolitik bir hiyerarşiden örneklerle bahsediliyor. Ve bu meşruiyetin hiyerarşinin belli katmanlarındaki grupların isyanıyla kriminalize edilmesinden. Kurumsal elit kültürle, sarayla bağları kopunca Osmanlı entelektüelleri için de utanılacak bir şeye dönüşüyor. Burada da tarih sahnesine heteroseksüellik ve heteroerotizm olgusu giriyor. Mekan, kurum ve sosyalleşme alanlarındaki değişimlerle birlikte de homoerotik yakınlaşmaların meşruiyeti azalıyor.

    Aşk kavramı da bu dönüşümden nasibini alıyor. Hayatının aşkını bulmak, karşı cinsten bu aşk nesnesinin kişinin biricik aşkı olması ve onunla tek eşli bir birliktelik kurmak on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren egemen biçime dönüşüyor. Heteronormativite ağlarını örmeye başlıyor. Burada en dikkat çekici bulduğum nokta: Modern heteronormativitenin varsayımlarından birisi aşık olunan arzu nesnesinin cinsiyeti ile kendi özdeşleştiğin cinsiyetin birbirinden farklı olmasıdır. Erkeksi olanın kadınsı olanı arzuladığı ve zıtların birbirini çekmesinin doğal olduğunu varsayar. Aşk nesnesi ve öznesi birbirlerinin zıddı olmadığında anormalliğin başladığını söyler. Bu çok modern bir varsayım çünkü uzun yıllarca aşk anlamlandırılırken, “benzer, benzerini arar” ilkesi hakimdir. Ve bu düşünce de 19. yüzyılda birden ortadan kaybolmuyor. Devam ediyor. O yüzden de kadına yönelen arzunun; kadını arzulayan erkeği kadınsılaştıracağına dair de çok büyük bir korku yüzeye çıkıyor Tanzimat romanında. Bu alıntıda aslında ikili ilişkilerin , insan tezahürüyle ne kadar iç içe geçtiğini görüyoruz. Modernizm dünya algısındaki determinizmi ve kibiri belki de en yoğun yansıyan paradigmalardan biri olduğu için de geçer akçe olmaya bu kadar başarıyor.

18 Ekim 2020 Pazar

Multidisipliner Yaklaşımlar - 1

     Lgbti+ ve teoloji kesişimselliğinde ufkumu en çok açan noktalardan biri iyi bir kavrama için tarih, antropoloji, sosyoloji gibi bir çok disiplininin göz önünde bulundurulması gerekliliği olmuştu. Bu sebepler süreç içerisinde ilham aldığım ve vizyonumu geliştiren türkçe yazıların linkini paylaşarak, nacizane bende yarattığı çağrışımları da kaleme aldığım bir yazı dizisine başlıyorum. İlerleyen süreçte en azından 3 haftada 1 içerik üretmeye devam etmeyi düşünüyorum. 

İlk yazı:" Orta Doğu'nun Geçmişi ve LGBTİ: Günümüz Cinsellik Tasniflerinin Tarihselliği Üzerine" sunumuyla  Irvin Cemil Schick'a ait. Makaleye bu linkten ulaşabilirsiniz. Kendisiyle yapılmış bir röportaj da Kaosgl'nin sitesinde mevcut. Ama ben yazının devamında sunumu referans alacağım. 

Yazı özünde şuan "eşcinsel" dediğimizde gerçekleşen çıkarsamaları kapsayan bir kavram veya anlam dünyasının geçmişte doğrudan karşılığı olmamasını ele almakta. Modernizmin tanımlı kılma çabasının bir getirisi olan kimliklenmenin geçmişte varoluşsal bi yerden ziyade daha eylemsel bir tanım üzerinden kullanıldığını görüyoruz. Bilimsel düşüncenin yükselişinden hemcinsel eylemlilikler de nasibini almış ve insan üretimi bir algı ve tanımla batı tarafından etiketlenmiş. Yazıda Foucault'dan alıntılarla cinselliğin salt gerçekliğinin ötesinde, insanın algı ve söylem faktörüyle farklı gerçekliklere taşınmasından bahseder. Bu faktörlerde etkili olan tarihsel zaman ve mekan da bizi genellemeler yapabilmekten alıkoyar. 

Hemcinsel yakınlaşmalara dair tarihi metinlerde geçenleri bizim şuan anladığımız gibi anladıklarını düşünmek muhakkak yanılgı olur. Tarihsel metinlerde çiftler arasında keskin bir rol dağılımı dikkati çekmektedir. Yetişkin erkek ve genç erkek bu rollerden en belirginidir.  Bunların hepsinde işe bir zevk meselesi, bir şahsî tercih olarak yaklaşılmakta, herhangi bir değer yargısı yahut kınama söz konusu olmamaktadır. Ancak bir erkek yetişkinliğe erdiğinde pasif olmayı arzulaması bunun dışındadır. Aktif ve pasif arasındaki farkın, cinsel ilişkiye girilen kişinin cinsiyetinden daha önemli olabileceğini, bu nedenle de “eşcinsellik” kavramının bazı bağlamlarda açıklayıcı olmadığını görüyoruz.

Nitekim yazılan şiirler ve metinleri her zaman bir eylemliliğe dayandırmak da doğru bir sonuç vermeyebilir. Hemcinsler arası sosyalleşmenin yaygın olduğu toplumlarda (eştoplumsal), fiziksel olarak erkeklere erişimleri daha mümkündür. Aynı zamanda paylaşımları daha fazla olduğu için daha tatmin edici ilişkiler kurması da muhtemeldir. İslamî gelenekten kadınlardan veya kendi eşlerinden bahsetmeleri de ayıp karşılandığı için bu aşk söyleminin öznesi de ataerkil bi toplum gereğinden erkek olmuştur. Metinde ilahi bir güzelliği övmenin hakkıyla da bir erkeğe duyulan aşk ve ilgiden bahsedebilmenin mümkünlüğüne örnekler verilmiştir. Kadınlar arası yakınlaşmalara dair yazılar bulunsa da, muhtemelen üretimde bulunan kişilerin erkek olması içeriği daraltmaktadır. En nihayetinde kolonileşme ve küreselleşmeyle artan batı etkisiyle bu metinlere yönelik algının fobikleşmesi, objektif bir perspektiften değerlendirmek yerine iktidarın ideolojisine göre yorumlanmaya çalışılması sağlıklı bir mukayese yapmamız için de bir engeldir.

Yazıda kısa tanımlarla geçtiğim ifadeler bir çok örnekle çeşitlendiriliyor. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

1 Ekim 2020 Perşembe

İMAM LUDOVİC M. ZAHED’İN KUİR MÜSLÜMAN EVLİLİĞİ


Tanrı lezbiyen, gey ve transseksüelleri sever. İmam Ludovic M. Zahed’e göre bu kuşkusuz bir gerçek. Kendisi Avrupa’nın ilk kapsayıcı camisinin ve Fransa’nın Eşcinsel Müslümanları derneğinin kurucusu, CALEM (Avrupalı ve Müslüman LGBT Dernekleri Birliği) ‘in koordinatörü, bunun yanısıra fırsat buldukça bu websitesine katkı sağlayan yazarlardan biri.. Aynı şekilde Ludovic tanrının hemcins birliktelikleri tasdik ettiğine ve İslam’a inanan eşcinsellerin de heteroseksüeller gibi evlenebileceğine son derece inanıyor. Güney Afrikalı bir erkek olan Qiyaam ile evlilik deneyimiyle başlayan geçmişinden yola çıkarak, Ludovic çok net ve etkileyici başlıktaki “Kuir Müslüman Evlilik” kitabını yazdı.

Yeni kitabınızın başlığı gayet açık ama hangi bakış açısına gönderme yaparak kuir Müslüman evliliğe bakıyorsunuz? Kitabın temel savı nedir?

Bir antropoloğun yapacağı gibi, bu kitap kimliklerimizden birini diğerine seçmek zorunda kalmadan, kuir ve Müslüman olmanın sosyolojik gerçekliğinin bir tanıklığı (makale ve biyografi arasında.). Buna ek, “yeşil kitap” dediğimiz her yıl yayınlanan homofobi, islamofobi ve transfobiye karşı bir teorik kısım koyduk. Yeşil kitap, kökenindeki proaktif saygıyı ve çeşitliliği koşulsuz sevmeyi islamın en derin köklerinde bulmayı amaç edindi.

İslamda evliliğin amacı ne?

İslam geleneği evliliği sadece bir dini tören olarak değil, aynı zamanda iki şahit ve birbirilerine sesli olarak bu özel anlaşmayı kabul ettiklerini söyleyen iki yetişkinin etik kontratı olarak değerlendirir. – ijab wa qabul (اجب وقبول)..

Yani, heteroseksüel ve eşcinsel evlilikler arasında fark var mı?

Kuir ve düzcinsel evlilik arasında hiçbir fark yoktur. İslam böyle bir fark oluşturmuyor ve arapça terim olan “zawj” (زوج; evli partner) cinsiyetsiz bir terimdir. İslami evliliğin yeni bir temsilini inşa ediyoruz. Allah’ın ve insanlığın tevhidi (tekliği), yıkmayı ve inşa etmeyi (İmamımız Amina Wadud’un da söylediği gibi) İslam’ın etiğinin kalbi olarak şart koşar.  Allah’a olan güzel inancımızı ayrımcı politik stratejilere karşı kullanarak, İslam’la birlikte içindeki önyargıları ve dogmaları yıkmalı,  İslami idealler ve Allah’a inancımızla ilişkili yenilenmiş temsiller inşa etmeliyiz.

Yorumlaman açıkça çoğu İslam alimleriyle keskin bir karşıtlık içerisinde. Onların önerdiği dini görüş, dogma ve geleneklerden yekpare. Bunun aksine, sen yaşayan, daima hareket halinde olan, dinamik bir varlık olarak tanımlıyorsun. Sence, neden inanç sıklıkla dogma, ceza, hatta şiddete dönüşme eğiliminde?

Nefes almayan, ölü bir inanç sosyal tembelliğe sürükler ve sonra sadece haksız sosyal yapı ve alışkanlıkların çoğalmasını haklılaştırmakta kullanılır. İnanıyorum ki, Kuran’da geçenler, peygamberler, kadınlar ve erkekler, Dünya’nın heryerinde yaşayanlar ve her uygarlığın hikayeleriyle, Allah insanlık tarihi boyunca bize rehberlik ediyor.  Tekliğin gerçek manası, çokluk ve çeşitlilikte. Her inancın, her idealin insanlığın hayallerine ve ihtiyaçlarına uyarlanması gerekir. Dogmaları, şiddeti ortadan kaldırmak ve haksız sosyal yapılardan inancımızı korumak için, ideallerimiz ve Allah’a olan inancımızla ilgili yeniden nasıl hayal kuracağımızı öğrenmek zorundayız.


Gelenekte sıkışmamak ve dogmanın yükü bir tür hareket yaratıyor, insanların islamın kalbindeki mesajı keşfetmesine öncülük edebilen bir tür dinamizm gibi. Ama bu bir yandan yanlış bir furyayı takip etmeye de evrilebilir ve sonuç olarak mesajın orijinal anlamından uzaklaşabilir. Bu kuir Müslümanlara karşı sık yapılan bir suçlama: Bu ithamlara cevabınız nedir?

Her insan idealinin esası temelde iyioluş ve mutluluktur. İslam inancının özünde insan haysiyetine saygı ve özgürlüğü teşvik vardır. Bunu anlamamak, Ay’ı gösteren bilgeye değil de, parmağına bakma ahmaklığı gibidir. İslamın ilk dönemlerinde bazı Sufi alimler Kuran’ın bir ayetinin 7000 farklı yorumlamasını görebiliyorlardı.

Ve bugün?

Bugün, bazı dogmatik bilginler çeşitlilikten endişe duyarak, sunduğumuz - onlara göre -“alternatif islam.”’ı bile kabul etmeyi reddediyor. Evet, ilerlemeci ve kapsayıcı Müslümanlar şuan sadece küçük bir azınlık ama sosyal yapılaı yeniden düzenlemek azınlıkların alternatif ideal ve etik önerileriyle sağlanır. Bizim alternatif, yenilenmiş islam temsilimiz Allah’ın bize rehber olan yaşayan, gün yüzüne çıkmamış sonsuz yüzlerinden biri.

Fransa’daki evlilik eşitliği karşıtı organizatörler Fas’ta benzer bir girişim düzenlediler, ki Fas’ta hala eşcinsellik bir suç ve eşcinsel evliliği tanımlayacak bir düzenleme yokken…

Homofobi ve transfobi maalesef her dinden veya ideolojiden dogmatik insanların üzerinde anlaştıkları az konudan biri. Şu gerçeği tekrar vurgulamak istiyorum ki ağacı sadece meyvesiyle yargılayamazsınız. Naziler demokratik bir seçimle gelmelerine rağmen; yahudileri, gey, lezbiyenleri yok etmeye çalıştı. Komünizmin Çin’deki temsili milyonlarca insanın ölmesine sebep oldu. Geçtiğimiz yüzyıl (dayatmacı anlayışla bireysel kimlikleri kontrol eden) faşizmi ve (kamusal ve hatta mahrem alanlardaki sosyal davranışları kontrol eden) totaliterliği anlamamız için korkunç fırsatlarımız oldu.

Aramızdan bazıları ideallerimizi ve etiğimizi başka kardeşlerimizin üzerinde güç kullanmak için kullanıyor diye, demokrasiden ve dayanışmadan kurtulalım mı? Hiç de bile, biz alternatif sunmak zorundayız ve Allah’ın Kuran’da dediği gibi “insanlar gelecek”, öyle ya da böyle. Diğer insanların sivil haklarını öz-tanımlama ve kendi kaderini tayin etme yoluyla elde etmemeleri yönündeki çabalar, basitçe Allah’ın bizlere Tevhid ve Birlik yolculuğunda, çokluk ve çeşitlilik aracılığıyla ilham verme hakkını inkar etmektir.Kuran'a göre tevhid bizim 'melekler' olarak düşündüğümüzden bizi daha iyi varlıklar yapar. Başkalarına karşı nefret dolu olan insanlar, onlar hakkında konuşulmasını bile hakketmezler.

Bizim de bildirdiğimiz gibi, Afrika ve Akdeniz’in Rabat Yönetim ve Ekonomi Okulunda (Avrupa üniversitelerindeki siyasi bilimlerin dengi) bir konferansın oldu. Nasıl geçti?

Kuir islam ve islami feminizm üzerine sunumum oldukça hoş karşılandı. Arap toplumları aslında Avrupalıların da “sadece” birkaç on yıl önce olduğu gibi, her türlü ayrımcılığa karşı insanı kaynaklar oluşturacaklar ve umuyorum ki Fas’taki bu girişimlerimiz de Arap tarihinin bir parçası olacak inşallah. Bu yüzden tüm enerjimizi aktarmak zorundayız. Kibire kapılmadan önyargı ve nefreti yok etmeyi deniyoruz. Alçakgönüllü bir şekilde önyargı ve nefreti yıkmaya, aynı zamanda Allah’tan mütemadiyen aldığımız bireysel ve kolektif ebedi mesajını taşıyan tamamen yenilenmiş bir anlayış inşa etmeye çalışıyoruz. Amin.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Eşcinsellik - İmtihan mı Mükafat mı?

Dini konularda söz üretmek bir çok konudan daha fazla sorumluluk hissimin arttığı bir eylem oluyor. O sebeple paylaşımlarımın naçizane kendi hakikat yolculuğumun bir parçası olduğunu belirtip, vebal altına girmekten Allah'a sığınırım. 

Başlıktaki soruya verdiğim cevaplar hayatımın farklı dönemlerinde değişiklik gösterdi. Bu süreçte aslında dinde bir reform yapılmadı veya yeni bir güncelleme gelmedi. Değişen ekseriyetle bakış açım oldu. Dini bir vesileyle hayatıma giren mükafat ve imtihan kavramları kendi iç dünyama yönelik bir çok yüzleşmeye fırsat verdi. İmtihan kavramından başlamak istiyorum.

Semavî dinlere inanan birinin en temel kabullerinden biri bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu, geçiciliği ve aslolanın ahiret hayatı olduğudur. Ben de bu inançla büyütüldüm. Ama imtihanda neler sorulacağı kısmı muallaktı. Ve ilk kez bir hemcinsimden hoşlandığımda bunun neyin imtihanı olduğundan emin değildim. Niye kimsede görmediğim bu imtihan beni bulmuştu? Yardımcı olacak bir kaynak ve insan da yoktu. İlk aklıma gelen cevap sevmemem gerektiğiydi. Çünkü sevdiğimde deneyimlediğim de platonik bir aşk acısı olmuştu. O dönem, ana akım öğretiler doğrultusunda cehennemde cezalandırılmayı kabullenip, imanıma olan inancımla kefaretimi ödedikten sonra cennete gidebileceğime tefekkür ederek bir sonuca varabilmiştim. Ama aklıma yatmayan içime sinmeyen bir çok nokta da vardı. İslamın akıl ve mantığı övdüğü kısımlar bu ana akım söylentilerde pek yer bulmuyordu. Sorular sormaktan korktuğum bir dönemdi ama aklımdan çıkmayan en temel soru: Bir insanın hem cinsine aşık olmasından nasıl bir kötülük doğabilirdi ki, Allah bunu imtihan etti?

 

        Bu kendini daha hümanist çizgide gören müslümanların: "Evet, eşcinsellik fıtrattan gelebilir kabulümüzdür, fakat Allah bunu imtihan olarak vermiştir ve eyleme geçmemeleri gerekir." argümanını bana hatırlatıyor. Burada eyleme (muhtemelen de cinsel ilişkiye) indirgenmiş bir cinsel yönelim algısı gözüme çarpıyor. Bir yandan da kendilerinden çok eminler ve cüretkarlar. Bu tür durumlarda hep: "Herkes başkasının putuna İbrahim." sözü aklıma gelir. Evet cinsel yönelimimin benim için bir imtihan boyutu var ama imtihanı Allah yapıyorsa, bu kişiler cevapları mı çaldılar acaba?

 

        Cinsel kimliğimi kabul ettiğim hatta üzerine aktivist bir kimlik de eklediğim yılların ardından İslam'a dönüşümde fark ettiğim şu oldu ki, benim eşcinselliğimle olan imtihanım hem cinsimle bir romantik veya cinsel paylaşımdan önce çok daha özümle alakalıydı. Azınlık olmak, dezavantajlı konumda hissetmek (olmak), Allah'ın benim üzerindeki takdirini bir ceza olarak görmemek, bu takdiri sevgiyle ve gururla temsil etmek, kendimle barışık olmak, kendimi sevmek, halktan geçebilmek, kabul görmekten vazgeçmek, yalnızlıktan korkmamak, insan tarafından senin için kurgulanmamış bir dünyada tefekkür edebilip teslim olabilmek ve muhtemelen ömrümün geri kalan kısmında da eklemelerin olacağı bir çok imtihan. Muhakkak bunların hepsi doğrudan yönelimimle bağlantılı değil, ama hakim anlayış ve yaşam biçimi dışında olduğunda hepsi de kendine göre boyut değiştiriyor.

 

        Peki bunca imtihanın arasında mükafat nerede? Bir yandan imtihan dünyasındayız ama bu hayatın büyük bir mükafat olduğu da nakşediliyor. Çünkü bu dünya bir yandan Allah'ın sıfatlarının tecelli olduğu varlık alemi. Aynı anda hem mükafat hem imtihan olabilmesi kafa karıştırıcı geliyor evet, işte orada devreye iman giriyor. Rasyonel bir mantığın bu noktada çelişkiyi mantıksız bulup hükmünü vermesi muhtemeldir. Nitekim Kuran'da birbiriyle çelişik gibi gözüken bir çok nokta vardır. Ancak bunun bir hikmeti olduğuna inanan ve ardındaki ilme erişmek isteyenler Allah'ın izniyle buna nail olmuşlardır. Mevlana'nın: "Doğru ve yanlışın ötesinde bir yer var, seninle orada buluşacağız." sözü bu hikmetin mânâ dünyasındaki temsilini çok güzel veriyor. Mükafat, Mecnun'un dünyevi aşkın ızdıraplarından geçerek eriştiği halin kıssayla da bize bir gönül kapısı açıyor. O yüzden bu mükafat kısmıyla ilgili ancak gönül ehli insanlardan bir fikre sahip olabiliyoruz. Yani mükafatın dış dünyadan çok, iç dünyada tezahür eden bir hal olduğunu çıkarsıyoruz. 



        Peki bu dünyanın geçiciliğine iman etmiş biri için eşcinselliğin mükafatı ne olabilir? Azınlık olmayı kendim için bir imtihan olarak almış olsam da, çoğunluk olmamayı da bilakis bir mükafat olarak addediyorum. Çoğunluk olduğunda çoğunluğun dünyevi ihtiyaçlarına göre kurgulanmış bir dünyada aymak, bu dünyanın geçiciliğinin kendine hatırlatabilmek çok daha güç olacaktır. Hatta 1. dünya ülkesinde doğmuş olmamayı da , kendim için bir lütuf kabul ediyorum. Bu rehavete kapılmamı, dünya illüzyonunda kaybolup gitmemi çok daha mümkün kılabilirdi. Burada anlatmak istediğimi örneklendirecek olursam, onur yürüyüşünün tarihsel kökenindeki ruhun şuan kapitalist şirketlerin sponsorluklarıyla içinin boşaltıldığı bir yürüyüşe dönüşmesi gibi. Kastettiğim tabi ki acıdan beslenmek veya ızdırapla güç bulmak da değil. Sadece kendim için neyin imtihan neyin mükafat olduğuna daha inanç temelli bir yerden karar vermem. Tasavvuf okumalarında sıkla karşılaşacağımız bir husus da, zorlukların aslında kulu bu dünyada pişirmek için Allah'a yaklaştırmak için vesile olarak görülmesidir. Halk arasında: "Allah sevdiği kulunun imtihanını zor eylermiş." Sözü buna gönderme yapar. Evet, Türkiye'de bir eşcinsel olmak zor. Ama biliyorum ki sabır edinilebilecek en güzel erdemlerden biri. Zorluklar içerisindeyken de kalbini açık ve temiz tutabilmek, asıl maharet bunda. 

Bu demek değildir ki, hakim cinsel yönelimde olan biri gaflet uykusundan kalkamaz. Bilakis en azından cinsel kimliği üzerinden lehine işleyen bir dünyada bunun dışına çıkabilmesi onun için ne mutlu. Aşkın imtihanını cinsiyetlerden öte madde dünyasından mânâ dünyasına bir açılım olarak görürsek, kimimiz bunu karşı cinsiyle, kimimiz hem cinsiyle, kimimiz de cinsiyetlerin ötesinde deneyimliyor. Hepimiz aynı dünyasal kaderi paylaşıyor ve birin parçası olduğumuza inanıyorsak (Tevhid bunu gerektirir.), bir hükme varırken tevhidi bozmamaya (Tevhid kavramıyla ilgili detaylı açıklamayı bloğumun temel kavramlar bölümünde verdim.) da imtina etmemiz gerekiyor. Ahir zaman hakikati bize gösteriyor ki ne cinsiyet sadece kadın ve erkek, ne de cinsel yönelim sadece heteroseksüel. O zaman birliği maddenin ötesinde bir manada idrak ederek bu çatışmadan ve ayrışmadan mükafatlanabileceğimize inanıyorum. Sözlerimi Yunus Emre'den bu dizelerle sonlandırıyorum:

 

"Gönül Calab*’ın tahtı, Calap gönüle baktı

İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise

Sen sana ne sanırsan ayruga da onu san

Dört kitabın manası budur eğer var ise"


*Eski Anadolu Türkçesinde Allah.


(20.07.2020 tarihinde kaos.org adresinde yayınlanan yazımdır.)

 

 

14 Eylül 2020 Pazartesi

Hadisler ve Kuir Kimlikler -2

 TRANSEKSÜELLİK ÜZERİNE

Transeksüel insanlar, cinsiyet kimlikleri ve/veya cinsiyet temsilleri doğumda atanan cinsiyetlerine dayanan sosyal beklentileri karşılamayan kişilerdir. Örneğin doğumda kadın olarak atanan ama cinsiyet kimliği erkek olan biri gibi. Transeksüel insanlara olan nefreti haklılaştırmak için bazıları hadisleri kullanılıyor.

“Peygamber (sav), kadın gibi davranan erkekleri ve erkek gibi davranan kadınları lanetlemiştir.”

Bu hadis farklı kelimelerle  anlatılır ve sorun buradadır. Arabistanda kadın gibi davranılan erkekler için söylenen “Mukhannath” kelimesini kullanır. Peygamber (sav) zamanın Mukhannath kişilerin durumuna bakarsak, vardırlar ve kadınların bulunduğu mekanlara girmekte özgürdürler. Onlardan biri olan peygamberin hizmetlisi sahabe Anjasha, deve süren, kadınlara önderlik eden, peygamberin “Yavaş ya Anjasha, kadınlara yavaş önderlik et.” dediği biridir. Anjasha’nın Mukhannath olduğu Wathila ibn al-Asqa tarafından hadis olarak belirtilmiştir. Peygamber (sav) dönemindeki transseksüeller asla geri çevirmedi. Ama “Hit” adında bir mukhannath kadınların bulunduğu mekanlara girebiliyordu ve bir kadının bedenini başka bir erkeğe betimledi. Bu nedenle peyhamber eşlerine, bulundukları mekanlara onun girmesine izin vermelerini yasakladı. Bu hadis Ümmü Seleme (peygamberin eşlerinden biri) tarafından anlatılmıştır. Peygamberin eşine göre peygamberin dediği: “Onun sizin mekanınıza girmesine izin vermeyin.”’dir.

Ağızdan ağıza dolaşan hadis özelinden kaydırılıp genelleştirildi ve bazıları, mukhannath kişilerin kadınların mekanlarına girmesini engellemek için genelleştirerek aktardı. “Onların sizin mekanınız girmesine izin vermeyin.” olarak. Ardından anlatı onları Müslüman evlerinden kovun gibi genel bir emre tekrar kaydırıldı. “Onları evlerinizden kovun.” olarak.

Burada da kalmadı ve Abdullah ibn Abbas hikayeyi tamamen farklı bir yoldan aktardı. Önceki anlatıdaki “onları kovun”a kabul ederek lanetlerine bağladı:

“Peygamber (sav), kadın gibi davranan erkekleri ve erkek gibi davranan kadınları lanetlemiştir, ve onları evinizden kovun demiştir ve sonra peygamber birini, Ömer’de diğerini kovmuştur.”

Hikayenin takip eden diğer versiyonlarında, aslında bunun bir kadının mahremiyetini ihlal eden biri hakkında olduğunu, cinsiyet kimliğiyle alakalı olmadığını buluyoruz. Ama hikaye peygamberin evi ve eşlerinden çıkıp, sahabeler tarafından genel bir mesele olarak yorumlanmıştır. Bu sebeple Abdullah ibn Abbas bu kovma meselesini transseksüel insanlara yönelik genel bir lanetleme olarak anladı.

                                                           Genç müslüman transları destekleyin.

ASEKSÜELLİK ÜZERİNE

Aseksüel cinsel olarak başkalarına ilgi duymayan kişilerdir. Aseksüellik kasıtlı bekarlık kararı almaktan farklıdır. Bu bir seçenek değildir, kişinin kimliğinin parçasıdır. Bazı kişiler peygamberin (sav) gençleri evlenmeye teşvik etmesini aseksüelliğin yasaklanmasına kanıt olarak kullanır.

“Aranızdan durumu olan genç erkekler evlenmeli.”

Bu sahih bir hadistir.

Al-Bukhari (Sahih Bukhari, 5065).

Ama bu bir aseksüellik yasaklaması değildir. Çünkü Arapçada imkanlılık için kullanılan kelime “al-Ba'a”,  evlilik haklarını yerine getirebilecek finansal ve fiziksel beceride olmak anlamında kullanılır. Alimlerin çoğu beceri ve arzu eksikliğinde evliliği bir vazife olarak kabul etmez. Evlilik haklarını uygulamada yetersiz olacağı için adaletsizlik olarak tanımlar. İmam Ebu Hanife: “ Denklik olmadığı kesinse, evlilik yasaklanmıştır.” demiştir.

Bazıları cinsiyet ve cinsel kimliklere yönelik olumsuz tavırlarını haklılaştırmak için hadisleri kullanmışlardır. Zayıf, uydurma ve hatta kuir çatısı altındaki kişileri kapsamayan hadisleri kullanırlar. Ama hadisler nefreti haklılaştırmak için kullanılmamalıdır.

Peygamberin cinsiyet ve cinsel çeşitliliği reddettiği geçerli bir kanıt yoktur.

Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1Dk95ZgN5QB4GVe3AGWBO7hHcPSvzTB0Q/view